NASIL BAŞLADIM: 1976 yılında Ankara merkez gülveren Lİsesinde öğretmenliğe başlamıştım. Bazı ateist öğreetmen ve öğrenciler -sözde bili adına- beni sıkıştırıyorlardı. Din bilimsel hiç bir kanıtı olmayan boş bir inançtır. Materyalizm ise bilimin gelişmesiyle güçlenir. Vs
Ankara'da Milli Kütüphane vardır. her çıkan yeni kitabın bir nushası Milli kütüphaneye gönderilir. Hafta sonu ve diğer tatil günlerinde yiyeceğimi de yanıma alarak kütüphaneye gidiyordum. Bazan 22-23 saatlere kadar çalışıyordum. En çok çalıştığım kitaplar Rus astrofizikçisi Prof George Gamov'un Bilimin Uzak Sınırları, Atomistik ve Çekirdek Kimyası (prof Dr Ali Rıza Berkmenm- Kimya Kürsüsü Başkanı), Prof Dr Ayhan Songar'ın Sinir Sistemi Fİzyolojisi, Fizyoloji Ders Kitabı Prof Dr Meliha Terzioğlu, çeşitli zooloji kitaplar (hayvanlar dış dünyayı nasıl algılıyorlar?). Daha bir çok kitaptan yararlanarak fiş usülü yöntemiyle önemli gördüğüm yerleri kaydediyordum. Burada yaptığım çalışmalar, yeni bi çalışma yapamadan bugüne kadar bana yetti. Onların kanıtlarını çürütmek, geçersiz yapmak bir bardak çayı içmek kadar basitti. Örnek:
Onlara göre feelsefe düşünce ve evrenin özdeşliğinden doğmuştur. Bu ne demektir: Beş duyu organlarıyla aldığımız bilgiler dış dünyayla aynı mıdır? değil midir? Materyalistlere göre aynıdır. İdealistlere (yaratılışçılara) aynı değildir. Amma, bunu bilim (idealistlerin kanıtlarını) kabul etmez. Fakat Filozof Kant'ta objektif rölatizim var. Duyu orgaanlarımızın fizyolojisi kişiden kişiye değiştiğine göre, herkes dış dünyayı duyu organlarının yapısına (fizyolojisine) göre değişşmeketedir. Özellikle tavuk, horoz, inek ve kelebekler dış dünyayı insanlardan farklı algılıyorlar. Duyu fizyolojisi ve sinir sistemi fizyolojisi bunun kanıtıdır. O zamankı verilerle bugünkü bilimsel veriler hep aynı sonucu doğruluyor. Hiç eskilenmedi. Bu kadar basit ve kolay.
Kuran ve bilim: Bu konuda Mustafa Kemal'ın bir sözünü buraya koymak istiyorum: nsanlara manevî mutluluk vermiş olan dinimiz, son dindir, mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa ve gerçeklere uymamış olsaydı bununla diğer (kevanın-ı tabiiyye-i İlahiyye) Allah'ın koyduğu doğa yasaları arasında birbirine zıtlık olması gerekirdi. Çünkü bütün doğa yasalarını yapan yapan Cenab-ı Hak'tır. (Atatürk’ün irat ettiği hutbenin bir bölümü
Burada Gazi'nin vurguladığı fen bilimlerindeki Nevton, Paskal, katlı oranlar Yasası gibi, Evreni ve Bütün Doğa Kuralları yapan Allah'tır. Kuran'ı da gönderen O olduğuna göre Allah'ın koyduğu doğa yasaları ile Kuran arasında bir zıtlık, bir terslik olmaması gerekir. Kevanın-i tabiiyye-i İlahi, Allah'ın koyduğu doğa yasaları demektir ki, bu konuda kitap yazılabilir. Eğer Kuran ile doğa yasaları arasında bir zıtlık varsa; inceleme ve araştırma sonucunda bir zıtlık olmadığı ortaya çıkar.
EVRENİN (KAİNATIN) YARATILIŞI
" ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ وَهِيَ دُخَانٌ: Sonra Allah'ın İradesi (Emri) Göğe yöneldi. Ki, Göğün aslı duman idi. Fussilet/11"
Ayetinde yaratılma duman ile başladı. Bu ayet, Allah'ın evreni yaratma sürecini anlatmakta ve ilk olarak yeryüzünü, ardından göğü yarattığını belirtmektedir buradaki duman nebuloz anlamına gelmektedir. Kuran'da nebuloz denseydi, bu kelime Kuran'ın indiği zamanki insanlarsa anlaşılmaz ve inkar edilme durumuna düşerdi. Elbetteki duman kelimesinin içinde sıcaklık, yüksek sıcaklık" anlamı da vardır. Böylece Kuran ilk yaratılışı hem gönderildiği döneme, hem de bugüne göre anlatmıştır.
Bir sonraki konuda görüleceği üzere Avrenin Yaratılışı Bimbang günümüzde hemen heemen bütün bilim insanları tarafından kabul görmştür. BUnun dışında bir alternatif bulunmamaktadır. Penzias ve Wilson bu mikrodalga kanıtını bularak nobel ödülü almıştır.
KURAN'DA EMBRİYOLOJİ
Bu güne kadar Tarik Suresi'nın 5,6, 7. ayetleri arasında bir terslik vardı. 2 bilim adamının yaptığı çalışmayla Kuran'ın bir mucizesi ortaya çıktmış oldu. Ayetlerin Anlamı:
Ben 1974 yılında bugünkü adıyla Konya İlahiyyat fakültesini bitirdim. O günden beri Tarık Suresinin 5,6 ve 7. Ayetleri kafama takılmıştı. Bir türlü çözemiyordum. ve anlamı: “يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَٓائِبِؕ خُلِقَ مِنْ مَٓاءٍ دَافِقٍۙ فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ مِمَّ خُلِقَؕ : İnsan neden yaratıldığına bir baksın. O, atılan bir sudan yaratıldı. O su, bel ve göğüs kafesi arasından çıkar”. Kaynak: https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/T%C3%A2r%C4%B1k-suresi/5936/5-8-ayet-tefsiri).
Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=ldJFoHhny68
.
Kaynak 2: https://www.youtube.com/watch?v=41qvQYiYkqo
Urolog Prof Dr Zeki Bayraktarın açıklamaları
Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=6k1TXtCIfZM Zeki Bayraktar Hoca hakkında daha ayrıntılı bilgi: https://www.susem.org/egitimci/prof-dr-zeki-bayraktar/
Evren'in Allahu Teala'nın ol demesiyle hemen var oldu. "اِنَّمَٓا اَمْرُهُٓ اِذَٓا اَرَادَ شَيْـًٔا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ Bir şeyi dilediği zaman onun emri o şeye ancak "Ol!" demektir. O da hemen oluverir. Yasın/ ﴾82﴿: Bilime göre başlangıçta madde yoktu. Zaman yoktu. Uzay yoktu. Bir noktadan aklın alamayacağı bir şekilde Evren meydana geldi. Sıfır zamandan 10 üzeri eksi 30 saniye sonra tüm evrenin büyüklüğü denizin kenarındaki bir kum tanesinden milyar defa küçüktü.
EVRENİN GENİŞLEMESİ: 1976 yılında Ankara Merkezde lise öğretmeliği yaparken, Milli Kütüphanede bazan sabah 9'dan 20-22'ye kadar daha çok fen konularında aaaraştırma yapıyordum. Orada Rus Astro Fizik hocası prof dr George Gamov'un "Creation Of Univers" "Bilimin Uzak Sınırları" ismiyle türkçeye çevrildi. O kitapda çok farklı bilgilere rastladım. Bu ilginç konulalardan biri de Evrenin Genişlemesi konusu idi.

Prof Dr George GAMOV ( 1904- 1968)
KURAN'DA KİMYA:
“ وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَٓاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّؕ Enbiya/30: Her canlı sudan İnsan topraktan; Cin ve Şeytan ateşten Yaratıldı”. Ateş ve su birbirini yok eder. Toprakta su olduğu gibi taş da vardır. Taşın neresinde su var? Burada bir yanlışlık yok mu? Yahut Hz Muhammet yaptığı bu çelişkilerin farkına varamadı her halde. Bu konu kafama takılmıştı. Sorduğum birkaç kişinin verdiği cevaplar hiç kafama girmemişti?
İZAHI: Gerek Prof G Gamovun Bilimin Uzak Sınırları ve gerekse prof Ali Riza Berkmenin atomistik ve Çekirdek Kimyası kitaplarında bu konu geçiyor.

William Prout (1785-1850) kimyager
1815 tarıhinde ingiliz doktoru prout çeşit elementlerin en basit element olan hidrojen atomunun yoğunlaşmasından oluştukları hipotezini öne sürdü. Bu hipotez doğru ise esasta madde birliği vardır. Teemel madde de hidrojendir. Bu hipotez bir çok elemetlere uyuyor bazılarına uymuyordu.
…………. ……………. Proutun tam sayılar hipotezi denel olarak gerçekleştirildi. Atomistik ve Çekirdek kimyası C: 1, Sh: 14. Milli Kütüphne.
Denel olarak gerçekleştirildi. Yani kesinlİkle doğrulandı. Aynı konuyu anlatan G gamow şunu ekliyor: “Bilginin sağlığında çok itiraz oldu. Öldükten sonra doğrulandı. Bilgin ne kadar haklı olduğunu göremeden öldü. Bir haylı zaaman geçmesi gerekiyordu. Sh: 49”. Şimdi
Toprak 108 elementten, bu elementler de hidrojenden oluştu. Her canlı sudan derken, H2 + O (oksijen). Oksijen ise hayatın kaynağıdır. Balıklar bile nehirdeki/göldeki oksijen azaldığı zaman karaya vuruyor ve ölüyorlar.
Cin ve şeytan ateşten yaratıldı. Ateş ile su birbirini yok ediyor. Kimyada ateş, her hangi bir elementin oksijenle birleşmesidir. Feo (demir oksit) gibi. Cin ve şeytan konusunda Elmali tefsirinde ileri derecede felsefi ve fenni bilgiler vardır. Burada girmeyeceğim.
Sonuç: toprak, ateş ve su aynı elementlerden çoğaldığı için; ilgili ayetlerde bir çelişki yok. Fakat bu çelişkisizlik en azından 1815 Dr Prout’dan önce dünyada bilinmiyordu. Tezinin doğruluğunu görmeden vefat etti.
BİR İTİRAZ:
Thales M.Ö (640- 550)
Eski yunanda hatırımda[MK1] kaldığı kadarıyla Thales her şeyin sudan meydana geldiğini iddia etmişti. Ancak eski yunanda bilim ve felsefe; Arabistanda sadeece edebiyyat ve şiir gelişmişti. Hz Peygamber ise ümmiydi. Yani okuma yazması yoktu.
William Prout ile Thales’in ölümü arasında tam 2400 yıl geçmesine rağmen bütün elementlerin hidrojenden meydana geldiğini kimse bilemedi. Bu tezi ortaya attıktan (1815) sonra 35 yıl daha yaşadı. Ne kendisi ve ne de başkası tezini kanıtlayamadı. Ölümünden sonra başkası tarafından kesin olarak kanıtlandı.iddia etmedi. O nedenle Thales' in tezi bilinçiz olarak rastgele bir fikir olarak düşünüldüğünü kabul etmek gerekir, diye düşünüyorum.
Kuran’da “ وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِۙ: Yanan veya kaynayan Denize yemin ederim ki, kaynayan denize andolsun ki, rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir; ona engel olabilecek yoktur! Tur Suresi6,7,8”.
Bu aytte geçen “mescur” sözcüğü “yanan, kaynayan, dolu, dalgalı” deniz gibi anlamları vardır. Sözlük anlamı “yanan, kaynayan deniz” anlamı, daha doğruya yakındır. Fakat yer yüzünde böyle bir deniz bulunmadığı için “dalgalı deniz, dolu deniz) gibi zorlama anlamalar verilmişse de, bu anlamlar sözlük anlamının dışında kalmaktadır.
Kıyamet alametlerinin anlatıldığı tekvir suresininin 3 ayetinde وَاِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْۙۖ aynı kökten gelen succiret kelimes “Denizler kaynatıldığı zaman” dye çevrilmiştir. Doğru olan mümkünse sözlük anlamının dışına çıkmamaktır. Fakat bugüne kadar böyle bir deniz de yoktu.
“Ayaklarımızın 2900 km altında yer almış olan Yer çekirdeği, gezegenimizin en büyük okyanusudur. Dış çekirdek demir vs elementler yüksek sıcaklıkta eriyik halinde olduğundan bu kısma sıvı çekirdek de denir. Özet alındı. https://e-dergi.tubitak.gov.tr/edergi/yazi.pdf?dergiKodu=4&cilt=26&sayi=304&sayfa=168&yaziid=6853”
Tubitak yayınında en büyük okyanus denen bu dış çekirdeğe Kuran’ın ifadesiyle yanar deniz demenin uygun olmaması için her hangi bir neden yoktur. Hz. Muhammet bilgiyi Allah CC’dan almasaydı ayaklarımızdan 3000 km derinlikte böyle bir yaanar denizin varlığını nereden bilecekti.
GÜNEŞ YILI İLE AY YILI ARASINDAKİ FARK
“ وَلَبِثُوا فٖي كَهْفِهِمْ ثَلٰثَ مِائَةٍ سِنٖينَ وَازْدَادُوا تِسْعاً : Onlar mağaralarında üç yüzyıl kaldılar, buna dokuz yıl da ilâve ettiler Khf Suresi: 25"
Bu ayet Allah tarafından indirildiğinde bazılar “300 yılı anladık. Ama 9 eklediler” ne demek olduğunu anlayamadık demişlerdi. anlayamadık”
Bugün anlıyoruz ki bir Güneş yılı 365 gün, 1 ay yılı 354 gün olduğundan 300 güneş yılı 309 ay yılına denktir. İbadetler -mesela oruç ayı- ay yılına göre düzenlendiği için oruç ibadeti 32 güneş yılı sonra 33 ay yılı yapar. Böylece her oruç tutan kişi orucunu hem en sıcak yaz günleri, hem de en soğuk kış günlerinde tutarak evrensel bir adaleti yaşamış olur.
Güneş yılına göre olsa Türkiye’de her sene temmuz sıcağında; avustralya’da oruç tutan orucunu her zaman en soğuk temmuz sovuğunda oruç tutmak zorunda kalacaktı. Ve bu Kıyamete kadar hiç değişmiyecekti. Ve böylece Avustralya’da her yıl en kısa ve kış gününde oruç tutarken Türkiye’de yaşayan ramazan orucunu her zaman temmuz sıcağında tutmak zorunda kalacaktık. Ama ibadetler ay yılına göre olduğundan her yıl ramazan 10 gün öne geldiğinden bu adaletsizlik olmayacaktır.
Okuma yazması olmayan Hz Peygamber Ay yılı ile Güneş yılı arasındaki farkı nereden bilmiş olacaktı?